Nevşehir Haberleri, Nevşehir Son Dakika Haberleri, Son Dakika Haberleri

Gelincikte kanser teşhisi!

Türk bilim insanları, başta kanser tanı ve tarama testleri olmak üzere pek çok endüstride kritik sarf malzemesi olarak kullanılan ve yaklaşık 100 yıldır muadili geliştirilemeyen bir maddeye alternatif olabilecek yeni bir molekülün keşfine imza attı.

ODTÜ Teknokent’te faaliyet gösteren Nanobiomed Kurucu Direktörü Doç. Dr. Gürer Budak ve Patolog/Ürolog Dr. Mehmet Budak öncülüğünde yürütülen bilimsel çalışmalar sonucunda keşfedilen Prextrolin adlı molekül, uluslararası marka ve patentle de tescil edildi. Amerikan Kimya Derneği tarafından da onaylanan molekül, Türkiye’den çıkan bir teknoloji ürünü olarak adını tüm dünyaya duyurdu.

Günümüzde başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın tanısında, muayene ve rutin laboratuvar işlemlerinin ardından yapılan histo-patolojik tetkiklerler, hastalığa kesin tanı konulması ve tedavi protokollerinin belirlenmesinde “altın standart” olarak kabul ediliyor. Hematoxylin maddesi ise bu amaçla tüm dünyada en çok kullanılan ve şimdiye kadar doğal ya da sentetik herhangi bir alternatifi geliştirilememiş tek ürün olarak dikkati çekiyor. Bu önemli sarf malzemesine değişik endüstrilerde yoğun talep olmasına rağmen, hammadde kaynağının tropikal yağmur ormanları olması nedeniyle global ihtiyacı karşılayabilecek üretim yapılamıyor.

19. yüzyılın ikinci yarısında 100 bin ton olan Hematoxylin hammadde üretimi iklim değişiklikleri, tropikal orman yangınları ve üretim yetersizliği nedeniyle günümüzde 2 bin 500 tona kadar düştü. Hematoxylin’in özellikle tıpta kritik bir sarf maddesi olmasından dolayı, geçmişte yaşanan 3 ayrı kıtlık döneminde hastalıkların patolojik tanısında büyük sorunlar yaşandı.

Türk bilim insanları, tarafından geliştirilen Prextrolin ise orta iklim kuşağında kolaylıkla yetişen Papaver rhoeas (gelincik) bitkisinden ileri teknoloji kullanılarak sentezlenen yeni bir “doğal kaynaklı” molekül olarak Hematoxylin’e çok önemli bir alternatif oluşturuyor. Prextrolin’in, tıbbi amaçlı kullanımı dışında tekstil, gıda, elektronik, kozmetik ve ilaç endüstrilerinde de yoğun biçimde tercih edilmesi bekleniyor.

Prextrolin, hastalardan alınan örneklerde hücre çekirdeğindeki DNA’ya moleküler düzeyde bağlanarak mikroskop altında detaylı hücresel tanı parametrelerinin ortaya çıkmasını sağlayan renklendirici bir biyolojik belirteç gibi davranıyor.

Bilim ve endüstri dünyasında büyük heyecan yaratan söz konusu buluş, kanser tanısı ve yağmur ormanlarının korunmasına yapacağı katkılar nedeniyle geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde Sağlık Alanında Yılın Sürdürülebilir Ürünü ödülünü kazandı. Yeni bir doğal kaynaktan, çevreye duyarlı yöntemlerle elde edilen ve şimdiye kadar keşfedilmemiş yeni bir kanser tanı molekülü olan Prextrolin, geçen ay yine Amerika Birleşik Devletleri’nde 2017-Büyük İnovasyon ödülünü kazanarak, başarısını uluslararası düzeyde tescil ettirdi.

TÜRKİYE İÇİN BİR İLK

Doç. Dr. Gürer Budak, yaptığı açıklamada, yaklaşık 10 yıl süren çalışmalar sonucunda kanser tanı ve tarama testlerinde kullanılabilecek yeni bir ürüne ulaştıklarını söyledi. Prextrolin’in ülkemizdeki ilk fonksiyonel molekül keşfi olduğunu vurgulayan Budak, Doğal bir kaynaktan, daha önce bilinmeyen bir molekülün izole edilip gösterilmesi ve endüstriyel fonksiyonunun net olarak tanımlanması ülkemizde ilk kez gerçekleşiyor dedi.

Budak, Prextrolin’in nadir sayıda buluş için geçerli olan, aynı anda bilimsel, sosyal, ekonomik ve çevresel boyutta paradigma değişikliği yapabilme potansiyeline sahip bir ürün olduğunu söyledi.

Prextrolin’in tıbbi uygulamalarının dışında en önemli etkilerinden birisinin çevre ve ekolojik denge üzerinde olacağını belirten Budak, şöyle konuştu:

“Hematoxylin’in hammaddesi tropikal Logwood ağaçlarından elde ediliyor. Bu ağaçların endüstriyel olarak kullanılabilir büyüklüğe gelmesi 20-30 yıl sürüyor. 19. yüzyıla kadar tüm dünyada geniş bir coğrafyada yetişen Logwood ağaçları günümüzde yalnızca Meksika ve Karayip Adaları yağmur ormanlarında görülüyor. Hematoxylin elde etmek için olgun ağaçlar kökten kesilip talaş haline getiriliyor ve bu durum dünya mirası yağmur ormanlarının korunması açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Tüm dünyada Hematoxylin’e olan ihtiyacın artmasına rağmen tropikal yağmur ormanlarından elde edilen hammadde tedarikinin sabit kalması nedeniyle nihai ürünün market fiyatı astronomik düzeylere çıkıyor. Bu durum pek çok endüstriyi daha ucuz ama sentetik, toksik kimyasallar kullanmaya zorluyor. Sonuçta insan ve çevre sağlığı üzerinde telafisi imkansız zararlar ortaya çıkıyor. Prextrolin’in ise çevreye duyarlı yeni bir ürün olup, kendisinin ya da endüstriyel atıklarının ekolojik denge üzerinde hiçbir zararlı etkisi bulunmamaktadır.

GELİNCİK ÇİÇEĞİ YAĞMUR ORMANLARINI DA KORUYACAK

Araştırmalarında üretimi kolay, iklimsel değişikliklerden etkilenmeyen doğal bir kaynaktan yola çıkarak, bu alandaki ihtiyaca cevap verebilecek yeni bir tıbbi tanı ürününün geliştirilmesi üzerinde durduklarını anlatan Dr. Gürer Budak, Asıl büyük buluş ve başarının bu olduğunu söyleyebiliriz. Bunu yaparken gururla söylüyorum ki üzerinde çalıştığımız pek çok doğal kaynak arasında, DNA bağlanma kapasitesi en yüksek olan moleküler yapıları sadece gelincik çiçeğinden elde edebildik. Prextrolin adını verdiğimiz bu molekülün öncül kimyasal yapılarını ülkemizde kolaylıkla yetişen gelincik bitkisinden izole ettik. Anadolumuzun simgesi olan gelincik çiçeği dünyanın en önemli kanser tanı molekülünün kaynağı olacak. Bu sayede gelincik çiçeği yakın gelecekte çok uzaklardaki yağmur ormanlarının korunmasında da önemli bir görev üstlenecek. değerlendirmesinde bulundu.

HASTALIKLARIN TANI VE TEDAVİ MALİYETLERİ AZALACAK

Budak, Hematoxylin’in pek çok firma tarafından farklı formüllerle üretilerek piyasaya sürüldüğünü, oysa ürünün saflığının, sentezi kadar kritik olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

Hematoxylin patentli bir molekül olmadığı için yüzlerce firma tarafından yüzlerce farklı marka altında ve değişik saflıkta piyasaya sunulmaktadır. Eğer kullanılan molekülün saflığı ve hücreye, nükleusa tutunma performansı yeterli değilse konu teknisyenlerin ve hekimlerin yükü haline gelmektedir. Muhtemel bir tanı hatası ya da yetersiz yorum hastanın tedavi protokollerinin yanlış planlanmasına neden olmakta ve telafisi imkansız sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

Buna karşılık yüksek saflıkta Hematoxylin tercih edildiğinde ürünün 100 gramının satış fiyatı 420-430 avroya kadar çıkmaktadır. Ürünün saflığından kaynaklanan sorunlardan kaçınalım derken, bu sefer de yüksek test maliyetleri ile karşılaşılmaktadır. Prextrolin’in hammadde kaynağının doğada kolay yetişen bir bitki olması ve patentli bir molekül olarak son ürünün her durumda en yüksek saflıkta üretilmesi nedeniyle daha düşük bir maliyetle ve yüksek kalitede piyasaya sürülmesi mümkün olacaktır. Bu da özellikle kanser tanı ve tarama testleri başta olmak üzere diğer hastalıkların tanısı ve diğer endüstriyel kullanım alanlarındaki maliyetlerin azalmasını sağlayacaktır. Bu ve benzeri pek çok sebeple Prextrolin yakın bir gelecekte tıpta önemli bir tanı koyucu ‘biomarker’ olarak yerini alacaktır.

Gürer Budak, hammadde kısıtlılığının çözülmesi sayesinde Prextrolin’in tekstil, gıda, elektrik-elektronik, kozmetik ve ilaç üretimi alanlarda da yaygın olarak kullanılabileceğini belirtti.

TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR ENDÜSTRİYEL TARIM ÜRÜNÜ 

Ortaya çıkardığı bilimsel ve tıbbi çözümlerin yanı sıra ekonomik değerinin de bu molekülü önemli hale getirdiğini ifade eden Budak, şu değerlendirmelerde bulundu:

Prextrolin’in bilimsel öneminin yanında çok büyük bir ekonomik değeri de söz konusudur. Muadil ürünün tıbbi uygulamaları ve nadir kullanılan diğer endüstriyel uygulamaları da dikkate alındığında toplam market değerinin 10 milyar avro olduğu hesaplanıyor. Tüm patent hakları koruma altına alınan Prextrolin’in yakın bir tarihte piyasaya sürülmesiyle birlikte yaklaşık 10 milyar avroluk bir pazara hitap etmesi bekleniyor. Bunun ülkemiz için yüksek teknolojiye dayalı önemli bir katma değer olduğunu düşünüyorum.

Prextrolin’in ekonomik değerini arttıran diğer önemli unsur, molekülün izole edildiği doğal kaynakla ilgili. Hammadde sentezinde kullandığımız bitkinin şimdiye kadar dünyada ve Türkiye’de herhangi bir endüstriyel kullanımı olmamıştır. Bu kapsamda değerlendirdiğimizde gelincik için yeni bir endüstriyel tarım ürünü tanımlaması yapabiliriz. Sonuç olarak ülkemiz hem yüksek teknolojiye dayalı bir ürünün ihracından elde edeceği katma değere hem de bu ürünün üretilmesi amacıyla başlatılacak tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan yeni bir ekonomik girdiye sahip olacaktır.

PAZARA ÇIKMAK İÇİN GERİ SAYIM

Gürer Budak, ürünün teknolojik olgunluk seviyesinin endüstriyel prototip düzeyinde olduğunu belirterek, bundan sonraki süreçte en fazla 24 ay içinde standardizasyon ve sertifikasyon işlemlerinin tamamlanarak, son ürünün uluslararası pazarlara sunulabilecek aşamaya geleceğini bildirdi. Ürünün endüstriyel seri üretimi için uluslararası iş birlikleri yaptıklarını ifade eden Dr. Budak, bu amaçla ODTÜ Teknokent bünyesinde optimizasyon ve validasyon çalışmaları başlattıklarını söyledi.

Bir önceki yazımız olan Çikolata yerine keçiboynuzu! başlıklı makalemizde çikolata, haber ve haberler hakkında bilgiler verilmektedir.

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir